“100 binlerce Filistlinli Ulukışla ile Mağusa arasına yerleştirilecek”

ANALYSIS-750x375

Türkiye’nin, Gazze Şeridi’ndeki 250 bin kadar Filistinliyi Kıbrıs’ın kuzeyine yerleştirme planını yürüttüğü iddia edilen bir “istihbarat bilgilendirme” raporunda, Ankara’nın, Kıbrıs’ın kuzeyindeki limanlardan Gazze Şeridi’ne bir “insani koridor” oluşturma önerisi hazırlığında olduğu öne sürüldü.

Raporda, Filistinli mültecilerin yerleştirileceği bölgenin Ulukışla ile Mağusa arası olacağı iddia edildi.

Raporda ayrıca Kıbrıs’ın kuzeyinin “Hamas, Hizbullah ve diğer aşırı İslamcı örgütlere dost çeşitli İslami hücrelere ev sahipliği yaptığı” ve İran ile Kuzey Kore gibi “Batıya düşman” bazı devletlerin bankaları aracılığıyla İslamcı fonları akladığı ve bazı mali yardımları gizlediği iddia edildi.

The Epoch Times ve Medya News isimli gazetelerde yayımlanan haberlere göre söz konusu rapor, ayrıntılı istihbarat brifingleri sağlayan GIS/Savunma ve Dış İlişkiler yayınlarının editörü Gregory R. Copley tarafından hazırlandı.

Resmi web sitesinde yer alan bilgilere göre GIS/Savunma ve Dış İlişkiler yayınları, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Derneği’ne (ISSA) bağlı olarak 1972 yılından bu yana şifreli istihbarat ve strateji raporları sunuyor…

Raporu hazırlayan editörün ise Gregory R. Copley olduğu ifade ediliyor.

Copley, ABD’ye uzun yıllar ulusal güvenlik alanında danışmanlık hizmeti veren, strateji, savunma ve havacılık üzerine binlerce makalenin, gizli makalenin, konuşmanın ve kitabın yazarı olarak biliniyor.

10 maddeden oluşan rapor, “Türkiye ve Yunanistan’daki çok üst düzey kaynaklara” dayandırılıyor.

Türkiye’nin stratejisine yönelik iddialar

2 Aralık’ta yayınlanan rapora göre, Türk ve Katar gizli servisleri ile Hamas yetkilileri arasında kapsamlı bir görüşme süreci gerçekleştiriliyor. Bu kapsamda, önemli sayıda Filistinlinin Gazze’den üçüncü ülkelere yerleştirilmesi ve böylece jeopolitik dinamikleri potansiyel olarak yeniden şekillendirerek bölgedeki insani krizi hafifletecek gibi görünen bir planın oluşturulduğu ifade ediliyor.

Bu planın merkezinde, Türkiye’nin, Türk İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından düzenlenen, 200 bin ila 250 bin Filistinlinin Gazze’den Türkiye’nin güneydoğusunda, ağırlıklı olarak Kürt nüfusun yaşadığı bölgelere “insani transfer ve yeniden yerleştirme” niyetinin yer aldığı iddia ediliyor.

Rapora göre, bu insanların önemli bir kısmının Kıbrıs’ın kuzeyine; Ulukışla ile Mağusa arasındaki bölgelere yerleştirilmesi planlanıyor.

Rapora göre bu plan, Türkiye için birçok stratejik amaca hizmet ediyor:

“Birincisi, Filistinliler için ‘Özel Fon’la desteklenen Türkiye’yi İslam dünyasında bir hayırsever olarak konumlandırıyor. İkincisi, Kıbrıs’ın kuzeyine yeniden yerleşim, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin” tanınmasını üstü kapalı bir şekilde zorluyor.”

Ayrıca, Türkiye’nin daha geniş planının, “Filistin sorununun çözümüne yönelik çok düzeyli bir barış girişimini denetleyecek, Birleşmiş Milletler aracılığıyla, Türkiye liderliğinde uluslararası bir organ kurulması olduğu” iddia ediliyor.

Raporda bu girişimin, Türkiye’nin Filistin tarafına garantör olma ve güvenliğinde kilit bir oyuncu olarak konumlandırma yönünde beyan ettiği niyetini yansıttığı ifade ediliyor.

Rapor, şöyle devam ediyor:

“Plan, Gazze Şeridi’nde Türkiye’nin liderliğinde uluslararası güvenlik ve yönetim rejimini içeriyor; bu rejim, yeniden yerleşim programının tanınması ve finanse edilmesi için başta AB olmak üzere uluslararası topluma etkili bir şekilde baskı uyguluyor. Bu hamle, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki nüfuzunu ve diplomatik erişimini genişletme yönündeki stratejik amacını daha da vurgulamaktadır.”

Raporda, Kıbrıs’ın kuzeyinin, “çeşitli İslami hücrelere ev sahipliği yaptığı, aşırı İslamcı örgütler için mali ve operasyonel bir üs görevi gördüğü” ifade ediliyor.

Raporda “KKTC”

Raporda Kıbrıs’ın kuzeyinin “Hamas, Hizbullah ve diğer aşırı İslamcı örgütlere dost çeşitli İslami hücrelere ev sahipliği yaptığı” ve İran ile Kuzey Kore gibi “Batıya düşman” bazı devletlerin bankaları aracılığıyla İslamcı fonları akladığı ve bazı mali yardımları gizlediği şu sözlerle iddia edildi:

“İşgal altındaki Kuzey Kıbrıs hâlihazırda; Hamas, Hizbullah ve diğer aşırı İslamcı örgütlere dost çeşitli İslami hücrelere ev sahipliği yapmaktadır. Bunlar çoğunlukla yasadışı finans kurumlarını ve sahte devletin olanaklarını kendi yasadışı amaçları, mali destekleri ve yönetimleri için kullanıyorlar.

Türk işgali altındaki Kuzey Kıbrıs şu anda herhangi bir uluslararası kuruluştan resmi bir yardım almıyor, ancak İran ve diğer ülkelerdeki bankalar, Kuzey Kore gibi devletlerin bankaları ve Batı’ya düşman olan diğer ülkelerin bankaları da dâhil olmak üzere burada gizli faaliyetler yürütüyor.

İşgal altındaki bölgedeki birçok kumarhane, yasadışı faaliyetlerden elde edilen İslamcı fonları aklamakta veya İslam ülkelerinden kendilerine yapılan yardımları gizlemek için çalışmaktadır.

İslamcı mafya ve terör ağlarının işgal altındaki Kuzey Kıbrıs’ta mali üsleri ve eğitim alanları bulunmaktadır.

Ayrıca işgal altındaki Kuzey Kıbrıs’ta İran ve diğer İslam ülkelerine ait çok sayıda İslam Üniversitesi bulunmaktadır.

İşgal altındaki Kuzey Kıbrıs’taki İranlı “öğrencilerin” sayısı 10.000’den fazladır. Bütün bunlar Batı’nın istihbarat servisleri tarafından biliniyor ama kimse bu konuyu açıkça konuşmuyor.

Rapor…

10 maddeden oluşan raporda, şu ifadeler yer alıyor:

1. Türk ve Katar Gizli Servisleri MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) ile Katar Devlet Güvenliği arasında Kasım 2023 sonu itibarıyla geniş kapsamlı istişareler yapılmaktadır. Uzun süredir devam eden çalışmalarda Hamas’ın önde gelen yetkilileri de yer almaktadır.

Diğer pek çok konunun yanı sıra, Gazze Şeridi’nden, özellikle de tahrip edilen bölgelerden ve genel olarak Gazze Şeridi’nin tüm topraklarından önemli ve yeterli sayıda Filistinli mültecinin üçüncü ülkelere transferi görüşüldü. Bu, İsrail’in tamamen kabul ettiği bir olasılıktır; zira Hamas yetkilileri ve üyeleri ile önemli sayıdaki Filistinli destekçisi, planın ardından Gazze’den çıkarılacaktı.

2. Türkiye’nin niyeti, Türk İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından planlandığı gibi, 200.000 ila 250.000 Filistinlinin Gazze Şeridi’nden Türkiye’deki Kürt çoğunluğunun yaşadığı büyük şehir merkezlerinin yakınındaki bölgelere yerleştirilmesidir.

3. Anlaşma kapsamında Filistinli mültecilerin önemli bir kısmının işgal altındaki Kuzey Kıbrıs bölgelerine yerleştirilmesi planlandı. Yeniden yerleşim için seçilen bölge, Marathovouno’dan (Ulukışla) Gazimağusa’ya kadar olan bölgedir.

4. Şubat 2023’teki depremlerden sonra depremden etkilenen belirtilmeyen sayıda Türk’ün, Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgelerine kalıcı olarak yerleştirildiği belirtilmektedir.

5. Türkive, Filistinli mültecilerin işgal altındaki Kıbrıs bölgelerine yerleştirilmesini planlayarak, kendisini İslam dünyasına tanıtmayı ve buna bağlı olarak Filistinliler için bir “Özel Fon” aracılığıyla onlara mali destek sağlamayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda Filistinlilerin yeniden yerleşim meselesinin, Türk devletinin “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” (KKTC) olarak adlandırdığı Kuzey Kıbrıs’ın sözde devletinin dolaylı veya doğrudan tanınması anlamına gelmesi de planlanmıştı. KKTC şu anda sadece Türkiye tarafından tanınmaktadır.

6. Türkiye, Gazze/HAMAS meselesine ilişkin çok yönlü planlaması kapsamında, çok sayıda Filistinli mültecinin Türkiye’ye nakledilmesinin, İsrail’in maruz kaldığı yoğun baskıyı hafifleteceği için İsrail ile ilişkilerini normalleştirebileceğine de inanıyor.

7. Türkiye’nin niyetleri arasında Birleşmiş Milletler aracılığıyla uluslararası bir organın oluşturulması da var. Bu, Türkiye’nin liderliğinde ve idari gözetiminde, çoğunluğu İslam ülkelerinden oluşan, aynı zamanda Avrupa Birliği’nin (AB) de katılımıyla, çok katmanlı bir “barış inisiyatifi” üstlenecek bir örgütün kurulmasını sağlayacaktır. Bu, Filistin sorununun çözümü için bir “yol haritasıdır.”

Bu çerçevede, diğer girişimlerin yanı sıra Gazze Şeridi, Türkiye’nin öncülüğünde, diğer İslam ülkelerinin de güvenlik ve asayiş görevlerine katılımıyla uluslararası bir güvenlik ve yönetim rejimine dahil edilecek. Bu süreç, aslında, daha geniş uluslararası topluluğa ve özellikle AB’ye, Filistinli mültecilerin Türkiye’ye yerleştirilmesi ve daha sonra çok sayıda kişinin aşamalı olarak başka ülkelere yerleştirilmesi programını finanse etmeleri için “şantaj” olacaktır

Bu olayın ciddi uluslararası siyasi sonuçları vardır ve Kıbrıs sorununun tüm gerçeklerini değiştirmektedir.

8. Türkiye, İsrail’in Kıbrıs’la olan yakın ilişkileri yoluyla yeterli stratejik derinliğe ulaşmak istediği yönündeki algısını pekiştirmiş olup, bu derinlik, bariz sebeplerden dolayı eksiktir.

Yeterli sayıda Filistinli mültecinin işgal altındaki Kuzey Kıbrıs’a yerleştirilmesi artık Türkive’nin çok gizli bir planı haline geldi. 100.000’den fazla Filistinlinin, Kıbrıs Türk sözde devleti adına Siyasi Mülteci ve Sığınma statüsüyle, emilimlerine bağlı olarak beş yıllık bir zaman diliminde kademeli olarak Kıbrıs’ın işgal altındaki topraklarına nakledilmesinden bahsediliyor. Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ve AB’ye ciddi yansımaları olacak olan “Vatansızlık” çerçevesinde; Türkiye’ye, hem uluslararası alanda ima ettiği tüm İslam ülkeleri arasında, hem de işgal altındaki Kuzey Kıbrıs’taki sözde devlet KKTC’nin statüsü açısından öncü bir rol ve konum kazandırıyor.

9. İşgal altındaki Kuzey Kıbrıs halihazırda Hamas, Hizbullah ve diğer aşırı İslamcı örgütlere dost çeşitli İslami hücrelere ev sahipliği yapmaktadır. Bunlar çoğunlukla yasadışı finans kurumlarını ve sahte devletin olanaklarını kendi yasadışı amaçları, mali destekleri ve yönetimleri için kullanıyorlar.

10. Türkiye’nin niyetleri arasında, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin uluslararası kamuoyuna sunduğu teklifin aksine ve bununla rekabet halinde, Kuzey Kıbrıs’ın işgal altındaki topraklarının limanlarından Gazze Şeridi’ne kadar bir “insani koridor” oluşturulması önerisi de yer alıyor.

Türkive’nin teklifi esas olarak, işgal altındaki Kuzey Kıbrıs’ın sözde devlet statüsünün üstü kapalı olarak tanınmasını destekleyecek olan İslam devletlerini ilgilendirmektedir

Türk işgali altındaki Kuzey Kıbrıs şu anda herhangi bir uluslararası kuruluştan resmi bir yardım almıyor, ancak İran ve diğer ülkelerdeki bankalar, Kuzey Kore gibi devletlerin bankaları ve Batı’ya düşman olan diğer ülkelerin bankaları da dahil olmak üzere burada gizli faaliyet gösteriyor. Tanınmayan Kuzey Kıbrıs devletinin de bankaları var. Bu kurumlar ve işgal altındaki bölgedeki birçok kumarhane, yasadışı faaliyetlerden elde edilen İslamcı fonları aklamakta veya İslam ülkelerinden kendilerine yapılan yardımları gizlemek için çalışmaktadır.

İslamcı mafya ve terör ağlarının işgal altındaki Kuzey Kıbrıs’ta mali üsleri ve eğitim alanları bulunmaktadır.

Ayrıca işgal altındaki Kuzey Kıbrıs’ta İran ve diğer İslam ülkelerine ait çok sayıda İslam Üniversitesi bulunmaktadır. İşgal altındaki Kuzey Kıbrıs’taki İranlı “öğrencilerin” sayısı 10.000’den fazladır. Bütün bunlar Batı’nın istihbarat servisleri tarafından biliniyor ama kimse bu konuyu açıkça konuşmuyor.

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak